Bugün takvimler Babalar Günü’nü gösteriyor. Vitrinler süslü kelimelerle, meydanlar tumturaklı tebriklerle dolup taşacak. Oysa köklerin ve sürgünlerin hikayesi, meydanlardaki nutuklardan çok daha derin, çok daha kadim bir yarayı barındırır içinde. Gücü elinde tutanların, yönettikleri şehirleri birer taht, evlatlarını ise o tahtın sadık birer askeri sanma yanılgısını…
Gelin, bugünün sıradan gürültüsünden kaçıp mitolojinin ve doğanın o ibretlik aynasına bakalım.
Mitoloji bize gücün kör edici doğasını en iyi anlatan rehberdir. Zamanın ve gücün tanrısı Kronos, sırf kendi tahtını ve otoritesini korumak uğruna doğan her çocuğunu yutardı. Neden mi? Çünkü güç, tekilleşmek ister. Güç sahibi, kendi yarattığı dünyada kendisinden başka bir iradeye tahammül edemez.
“Bir ağacıdışarıdanbaltalaryıkmazönce; onuasıldeviren, içteniçesertleşengövdesidir.”
Doğanınkalbine, o dilsiz ama her şeyi gören masalına...
Bir şehir düşünün. O şehrin tam merkezinde, heybetiyle övünen, dallarıyla gökyüzünü parselleyen Ulu bir Çınar yaşarmış. Çınar, şehri kendisinin yarattığına, rüzgarı kendisinin yönettiğine inanacak kadar sarhoşmuş gücüyle. Onun tam dibinde ise, çınarın köklerinden beslenen ama gökyüzünügörmekisteyengençbirSürgünbaşkaldırmış.
Genç Sürgün, babasının-o ulu çınarın-heybetine ram olmakistememiş; kendi yapraklarını, kendi yeşilini, kendi güneşiyle büyütmek istemiş. Ama Ulu Çınar ne yapmış dersiniz? Dallarıyla gökyüzünü öyle bir kapatmış, gölgesini öyle bir ağırlaştırmış ki, altındaki o genç fidan ne güneş görebilmiş ne de özgürce nefes alabilmiş.
Çınar sormuş: “Ben bu şehre gölge verirken, sen kimsin ki benden bağımsız çiçek açmak istersin?”
Fidan cevap vermiş: “Senin gölgen bana sığınak değil, zindan oluyor baba. Ben senin gölgeni değil, kendi güneşimi istiyorum.”
İşte o gün kökler çatlamış, gövde ile sürgün arasına sızan o kibir, aralarındaki bağı koparan sessiz bir kavgaya dönüşmüş. Çınar, altındaki fidanı ezdikçe daha da büyüdüğünü sanmış; oysa unuttuğu bir şey varmış: Kendi soyunu kurutan hiçbir ağaç, ormanın kralı olamaz.
Doğu bilgesi Beydeba, asırlar öncesinden Kelile veDimne’deşöylefısıldarkulaklarımıza:“Bir kralınsarayınıyıkanşeydüşmanlarıdeğil, kendievininiçindeyeşerttiğiadaletsizlikvekibrintohumudur.”
Bugün, yönettiklerikocadünyalarda, muazzam kalabalıkları selamlayan ama kendi evinin içindeki o tek bir fidanla köprüleri atmış, onunla kavgalı, onunla küs olan tüm "Ulu Çınarların" düşünme günüdür. Şehirleri yönetmek, meydanlarda alkışlanmak, kitlelere yön vermek büyük bir güç gibi görünebilir. Ancak kendi evladının kalbinde bir baba olamamış, gücüyle onu ezmiş bir adamın elindeki tüm unvanlar, sonbaharda dökülmeye mahkum kuru yapraklardan farksızdır.
Efsaneye göre, gölgesinde hiçbir canlıyı büyütmeyen o bencil çınar, sonunda yapayalnız kalmış. Şehir yine dönmüş, rüzgar yine esmiş ama çınarın dibindeki o küs fidan kuruyup gittiğinde, çınarın da içi çürümeye başlamış. Çünkü bir babanın en büyük eseri, yönettiği topraklar değil, arkasında bıraktığıözgürvebaşıdikbirevlattır.
Bir ağacınbüyüklüğügövdesininkalınlığındadeğil, gölgesindekaçcanlınınnefesalabildiğindedir.
Babalar Günü kutlu olsun; gücün gölgesinde evlatlarını ezmeyen, onlara tahtdeğil, gökyüzüsunabilentümgerçekbabalara...
