Kısa sürede yükselmek isteyen herkesin ortak hikâyesi…
Kavağın gövdesine dolanan kabak filizi, aslında çağın ruhuydu.
Bugün insanlar artık kök salmak istemiyor; görünmek istiyor.
Derinleşmek yerine yükselmeyi, olgunlaşmak yerine parlamayı tercih ediyor. Çünkü modern zaman, emeğin yavaş sesini değil; hızın gürültüsünü alkışlıyor.
Oysa tabiat acele etmiyor.
Toprak, tohumu bir gecede ağaca dönüştürmüyor.
Nehirler bile yatağını sabırla oyuyor.
Kabak ise yükselmeyi büyümek sandı.
Başkasına tutunarak ulaştığı yüksekliği, kendi gücü zannetti.
Bugünün insanı da biraz böyle değil mi?
Ödünç fikirlerle bilge, ödünç başarılarla güçlü, ödünç kalabalıklarla değerli olduğunu sanıyor.
Fakat hayatın görünmeyen bir terazisi vardır:
Hız, çoğu zaman kökten çalar.
Bir insanın erken alkış alması, erken olgunlaştığı anlamına gelmez.
Çünkü bazı yükselişler gelişim değil, şişmedir.
İçi odunlaşmadan uzayan her dal, ilk fırtınada kırılır.
Kavak susarak büyümüştü.
Rüzgârla konuşmuş, kışla sınanmış, yıllarca toprağın karanlığında direnmişti.
Kabak ise yalnızca mevsimin konforunu tanıyordu.
Bu yüzden sonbaharı felaket sandı.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı şu:
İnsanlar zamanı yenebileceğini düşünüyor.
Oysa zaman yenilmez; yalnızca hak edene derinlik verir.
Bugün birçok hayat, kabak filizi gibi yükseliyor:
Hızlı kariyerler, hızlı ilişkiler, hızlı şöhretler, hızlı fikirler…
Ama kökü olmayan hiçbir şeyin gölgesi uzun sürmüyor.
Çünkü hayat, bazı şeyleri özellikle yavaş yaratır.
Karakter gibi.
Bilgelik gibi.
Sadakat gibi.
İnsan olmak gibi…
Ve belki de gerçek büyümek;
Bir yere hızlı varmak değil,
Vardığın yerde mevsimlere dayanabilmektir.
